Şexsi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şexsi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.10.2011

Öğrencilerime tavsiye...............

Aşağıda bu yıl, ünlü Yale Üniversitesi'nde yapılan mezuniyet töreninde konuşmak üzere davet edilen Oracle bilgisayar şirketinin kurucusu ve genel müdürü Larry Ellison'un şaşırtıcı, hatta sok edici konuşması var. "Yale Üniversitesi mezunları, daha önce böyle bir giriş görmediğiniz için özür dilerim ama benim için bir şey yapmanızı istiyorum. Lütfen, etrafınıza iyi bir bakin. Solunuzdaki sınıf arkadaşınıza bir bakin. Sonra sağınızdaki sınıf arkadaşınıza bir bakin. Ve simdi sunu aklınıza koyun: Bundan beş yıl sonra, on yıl sonra, hatta otuz yıl sonra, solunuzdaki kıtı hiçbir şeyi başaramamış olacak. sağınızdaki kişi de aslında hiçbir şey başaramamış olacak. Ve siz, ortadaki? Ne bekliyorsunuz? Siz de başaramayacaksınız. başaramayacaksınız. aslında bugün söyle bir etrafıma baktığımda parlak gelecek için yüzlerce umut ışığı göremiyorum. Yüzlerce değişik endüstride liderliği ele alacak kişiler de göremiyorum. Görebildiğim tek şey, geleceği başarısızlıktan başka bir şey olmayacak yüzlerce insan. O kadar. Sinirlendiniz. Bu anlaşılabilir bir şey. Ben, Lawrence 'Larry' Ellison üniversite terk, kim oluyorum ve bu yetkiyi nereden alıyorum ki, ülkenin en prestijli yükseköğrenim kurumunun bu yılkı mezunlarına böyle şeyler söyleyebiliyorum? Bu yetkiyi nereden aldığımı söyleyeyim: Çünkü ben, Lawrence 'Larry' Ellison, üniversite terk ve dünyanın en zengin ikinci adamıyım. Siz değilsiniz. Çünkü Bill Gates, o da üniversite terk ve dünyanın şimdilik- en zenginadami. Siz değilsiniz. Çünkü Paul Allen, o da üniversite terk ve dünyanın en zengin üçüncü adamı. Siz değilsiniz. Başka örnekler de var. Mesela Michael Dell, o listede 9 numara ve yukaridogru hızla tırmanıyor, o da üniversite terk. Ve siz o listede hâlâ yoksunuz. Himmm... Simdi çok kızdınız. Bu da anlaşılabilir. O halde biraz da egolarınızı okşamama izin verin. Pek çoğunuz burada dört ya da beş yıl eğitim gördünüz. Önünüzdeki yıllar için epey iyi bir eğitim aldınız, bilmeniz gereken pek çok şeyi öğrendiniz. İyi çalışma alışkanlıkları edindiniz. Burada size o önünüzdeki yıllar boyunca yardımcı olacak bir sürü insan tanıdınız, onlarla bağlantı kurdunuz. Ve hayat boyunca yanınızdan ayrılmayacak bir kelimeyle güçlü bir iletkiniz oldu burada: Terapi. Bunların hepsi güzel şeyler. Ama gerçekte, o kurduğunuz arkadaşlık bağlantılarına fena halde ihtiyacınız olacak. O çalışma alışkanlığına ve 'terapi'ye de ihtiyaç duyacaksınız hayat boyu. İhtiyacınız olacak, çünkü üniversiteyi terk etmediniz. Dolayısıyla asla dünyanın en zengin insanları arasına katılamayacaksınız. Elbette, belki de listeye 10 ya da 11. sıradan, Microsoft yöneticisi Steve Ballmer gibi, girebilirsiniz. Ama herhalde onun kimin için çalıştığını söylememe gerek yok, değil mi? Sadece kayda geçsin diye söylüyorum, o da zaten mastır sınıfından terk. Biraz geç kalmış anlayacağınız. Son olarak, herhalde bazılarınız ya da umarım bu konuşmadan sonra çoğunuz kendi kendinize soruyorsunuz: 'Yapabileceğim bir şey var mi? Bir umudum var mi?' Maalesef hayır. Çok geç kaldınız. İçinize çok şey dolduruldu, siz onlara bakıp çok şey bildiğinizi sanıyorsunuz. Artık 19 yasında değilsiniz. Eveeet, simdi gerçekten çok kızdınız. Bu anlaşılabilir bir şey. Belki de su an, size bir umut ışığı vermenin, bir çıkış yolu göstermenin tam zamanıdır. Hayır, 2000 mezunları size değil. Siz kaybettiniz. Sizi, yılda 200 bin dolarlık komik maaş çeklerinizle bas basa bırakıyorum. Üstelik o maaş çekinin üstünde sizden birkaç yıl önce okulu terk etmiş birinin imzası olacağını söyleyerek. Öğütlerim size değil daha alt sınıfta okuyanlara. Size söylüyorum: Hemen ayrılın. Daha güçlü söyleyemem: ayrılın. Hemen toplayın eşyalarınızı ve fikirlerinizi ve bir daha geri dönmeyin. Terk edin. Her şeye yeniden başlayın. Size söyleyebileceğim tek şey, o başınızdaki kepler ve kıyafetin sizi aynen su güvenlik görevlilerinin beni kürsüden aşağı çektiği gibi aşağı çektiği..."

28.07.2008

Ömür denilen şey... Ad gunume ithaf olunur.....

Men hemişe ad günümde bir hesabat xarakterli yazı yazıram... Bugünde yazmağı düşünürdüm.... Nuh Gönültaş`ın bu yazısını oxudum. Tevafuk oldu... Fuad qardaşım demiş:``Menim heranım tevafuqdur.`` Tebii ki, acziyyetime binaen... Bu yazı mene; hisslerime tercüman oldu... Ona göre yayınlamaq qerarına geldim bu yazını....... Birgün oxuyanlar bu günümde hansı hissleri kecirdiyimi bilerler insallah... İnanıram ki, her kes yaşayır benzer hissleri...

Akif İslamzadenin oxuduğu bir parça var: Herşey gözeldir heyatta, Sen bu gözelliyi anlaya duya"....

Beli, ezizlerim... Herşey ya bizzat ya da neticeleri etibariyle gözeldir deyir Zamanın Bediisi.... Ya bizzat ya da neticeleri etibariyle.... Heyatta bu gözellikleri gpren yeni, neticelerin arxasındaki eli gören olma dileyiyle.....




Ömür denilen şey...

İnsan yaşlandıkça, vücut hatları yuvarlaklaştığı gibi fikir ve düşüncelerindeki sivrilikler de zamanla yuvarlaklaşıyor.

İnsan kırk yaşını geçince hayata daha bir sükunet içinde ve anlamaya çalışarak baktığı için olacak daha pozitif sonuçlara varıyor!
Negatif limanlardan pozitif sulara yelken açıyor.
Oysa gençlik öyle mi?
Gençlik pek bir acelecidir ve hissidir.
Her şeyin hemen olmasını ister.
Bütün dünyayı kendisine amade sanır.
Kendisinin vazgeçilmez olduğunu düşünür.
Oysa dünyada vazgeçilmezlik diye bir şey yoktur. Fransızların "Paris mezarlığı" diye başlayan sözü gerçektir: Bütün mezarlıklar kendisini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.
Evrenin temel kanunlarındandır tedricilik.
Her şey yavaş yavaş, azar azar, belli bir süre içinde gerçekleşir.
Tezcanlılık denilen şey sadece bir gençlik arzusudur!
Sabır ise güzeldir.
Bugün istediği şeyin bir an önce olmasını isteyen, aceleci, bir o kadar da heyecanlı gençlerle karşılaştığımda onlara "Siz benim 15-20 yıl önceki halimsiniz" diyorum.
Biraz şımarık, biraz küçük dağları ben yarattım havasında, biraz da acziyetinin farkında olmayan bir acuze gibi...
Gençliğin yerini yaşlılık aldıkça Yunus gibi söyleniyor insan. Sanki Yunus bu sözü bütün insanlık için söylemiş: Geldi geçti ömrüm benim/ Şol yel esip geçmiş gibi/ Hele bana şöyle gelir/ şol göz yumup açmış gibi.
20 ile 30 arasını hatırlıyorum. İyi dostlar arasında geçti. 30'undan sonra biraz kendi başıma kaldım. Büyüyor ya insan... "Ben" demeye başlıyor. 30'dan 40'a nasıl geldim, aradaki on yıl nasıl geçti, ciddi söylüyorum pek bir şey anlamadım.
Herkese mi böyle oluyor bilmiyorum. Hayatın bazı zamanları hızlı akıyor. Zamanın izafiliği içinde hayatımızın izafiliği midir nedir bu, anlamıyorum!
Anladığım ve öğrendiğim şu, dünya sadece üzerinde yaşadığımız yer küresi değildir.
Şu yaşadığımız hayat, varolan şu dünya bundan başka hayatların ve dünyaların varlığına delildir.
Bu anlamda bu dünya ahiretin mukabili ve önceki durağı olmalıdır.
İnsanları kendine bağlayan, başlarını döndüren ve bir kısmına yaratılış amaçlarını unutturan bir dünya...
Ve tabii kişinin ölümü kendi kıyametidir.
Öleceğiz ve kıyametimiz kopmuş olacak: Ağaç ata bindirirler/ abirden yana gönderirler/ Yer altına indirirler/ Kimseye ayrı-gayrı görmez ola...
Sonra... Sonrası da Derviş Yunus'dan:
O gözler ve o kaşlar/ O inci gibi dişler/ O tenler ve saçlar/ Yılan çıyan içinde/ Bütünüyle çürümüş eller/ O dudak ve o diller/ O sevgili oğullar/ Kalmış toprak içinde...
Anmaz mısın sen şol günü cümle alem üryan ola/ Ne ata oğula baka ne kardaştan derman ola/ Dağlar yerinden ayrıla heybetinden gök yarıla/ Yıldızın bendi kırıla yere düşe perran ola/ Yunus seninki bu sözün kan yaş ile doldu gözün/ Ol hazrete tuta yüzün yine derman andan ola...



Yazar E-Posta: ngonultas@bugun.com.trHaber Tarihi: 20 Temmuz 2008